Aside 2 Nis

Bu kadar sorumluluk biraz fazla değil mi?

Onsekiz, ondokuz oldun mu duracaksın, ilerlemeyeceksin. İlerleyince zorlaşıyor.

 

Sen Aydınlatırsın Geceyi

29 Mar

Serkan Keskin’in sesiyle giren video

Ali Atay’ı şiveli versiyonu

Aşina olduğumuz güzel gözleriyle, aşina olmadığımız bir tarzda Demet Evgar

Romeo ve Juliet

Onur Ünlü

Bir de fonda Mehmet Erdem

*

İnsan meraklanmadan edemiyor:

“Sen Aydınlatırsın Geceyi”

Aside 29 Mar

Alafrangalar Türkiye’sinde ‘özenti’ kelimesinin aşağılamak, alay etmek için hâlâ kullanılabiliyor olması ironik değil de ne?

bak yine geldiler bana!

29 Mar

Sorun ne biliyor musun?

Senin sorunun, mu demeliydim ya da? Sorunların nasıl olur?!

1. Laiklik diye bir tarafını yırtarken, ki tanımı bize “din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması” diye sayıklatılmıştır ki esasında kendisinden beklentimiz “devletin akl-ı selim davranması, yönetimin dinlerden bağımsız olması ve fakat devletin insanlara dinlerini rahatça yaşayabilecekleri bir ortamı da sağlaması”dır, dilinden düşürmediğin o zırvanın, hiçbir esasını dikkate almıyor oluşun

2. Kişilerin dinlerine bağlılıklarını haddin olmayarak sorgulayışın, bu bağlılıkları görmezden gelişin, bu bağlılıklara uygun yaşanmasını reddedişin, tersini dayatışın, dikte edişin

3. Ülkenin en kıytırık gazetesinde kıytırık bir yazar(!)ken, sözün bir önem arzediyor sanışın, zavallılığın

4. Anne sütünden bir b*k anladığını sanışın

5. Bir de o anlamadığın konuda yazmaya cüret edişin

6. Halkı aydınlatıyorsun zannederken kendini rezil edişin

7. Abdülhamit hakkında atıp tutuşun

8. Devletin zamanında halka bir şeyleri kabul ettirmek için din adamlarını ve insanların dini hassasiyetlerini sui-istimal edişini övüşün

9. Kelimelerin kökenine inmeyi beceremeyişin, saygı denen kutsaldan bihaber oluşun

10. Ulemayı küfür zannedişin

ve daha bir sürü saçmalık.

Geri zekalısın oğlum.

Nefret uyandırıyorsun.

 

 

israil ve özür ve Türkiye ve ben

23 Mar

Uzun bir aradan sonra yine buradayım.

Yazmayı seviyorum ve özlüyorum aslında. Ama kafam da hayatım da o kadar dağınık ki bu aralar. Ne yaparsam, nasıl çabalarsam toparlanır onu da bilmiyorum. Ama elimden geleni yaptığımı söyleyebilirim sanırım.

İzmir’deyim şimdi. Programdaki boşlukları fark edince atladım, geldim; yoksa aklımda yoktu hiç gelmek.

Denizli’de hayat biraz yordu. Sabahları yataktan kalkamıyorum, güne başlamak çok zor geliyor artık. Bahar yorgunluğu, diyor arkadaşlar. Bana da makul geldi. Ama bir an önce geçse iyi olacak. Hiç hoşlanmadım kendisinden.

Okulu da ciddi tutuyorum bu sıralar. Sunumları kaçırmayıp, kendi tuttuğum notlarla ders çalışıyorum falan. İnşallah bu defa olur. İnşallah bu da elimde kalmaz.

Bir yanda da Dilemma var tabii. Kafam sürekli onda, sürekli yapmak istediğimiz yeniliklerde, sürekli yazmak istediğim ama yazamadığım konularda. Ama yetişemiyorum. Başta dedim ya, çok dağınığım. Bunu bir aşsam, her şey rayına oturacak sanki.

Neyse, geldim işte İzmir’e. Yoruldum ya hani, evden çıkmayıp pineklemeye, mümkün olduğunca dinlenmeye adayacaktım sözde kendimi ama sıkıldım ikinci günden. Sabahtan beri haber, yorum vs okuyorum. Biraz ders de çalıştım sayılır. Ama zaman geçmiyor, gün bitmiyor bir türlü :p

Neyse, günün olayı, malumunuz, İsrail’in özrü. Obama’nın Netanyahu’yu iteklemesi gibi görünüyor gözüme ve hoşlanmıyorum tabii ama sonuca bakmak gerek bazen, hele ki konu siyasetse. Gerçi siyasetse, her açıdan da baksan, göremeyeceğin şeyler olabiliyor. Gizliler, saklılar, derinler falanlar filanlar. Ama diyorum ya, sonuçta, bir dereceye kadar hizaya geldiler. Bu büyük bir adım. Umarım dahası gelir.

Pek de durmak istemiyorum şimdi üzerinde. Başka neler var bu aralar, onlardan bahsedelim.

Leyla ile Mecnun izlemeyeli olmuştu baya. Hem çok zamanımı alıyor, hem de eskisi kadar keyif vermiyordu. Ama geçenlerde sınıfta bir arkadaş anlatınca geri dönemeden edemedim. “Leyla the Band”den bahsetti, fırsat bulunca dinledim/izledim. Bateride Onur Ünlü’yü görmek ayrı mutluluk. Adam her yaptığı işte hayran bırakıyor bizi. Ben Dublör’ün Dilemması’ndan beri biliyorum adını ve o zamandan beri de sıradan bir şeyle çıkmadı karşıma hiç. Hep farklı, hep kaliteli, hep samimi.

“Yokluğunda” gerçekten başarılı olmuş. Hatta buraya da ekleyelim de siz de deneyin ;)

Sonra Can Gox girdi hayatımıza. Ben Şubat izlerken duydum sesini. Orijinal müzikler yapıyor. Yeni de albümü çıkmış, böyle gider de duyduğum her parçasını beğenirsem, bir müzik markete koşabilirim :) Onun da şu coverı güzel olmuş mesela, Şubattan bölümlerle ;) :

AHT Saatleri Ayarlama.inddBiraz da kitap, dersek; şu anda Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü okuyorum. Bitmek üzere hatta, hatta bitmeli çünkü bir an önce Ruhi Mücerret’e başlamam lazım ;) Bitirdikten sonra yapabilirsem hakkında bir yazı yazmak istiyorum Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün ama hayırlısı bakalım. Biraz da Dilemma için planladığımız bir mesele için bu istek, kitap yorumları kategorisini oluşturup, ciddi paylaşımlar yapalım istiyorum. Umarım yerleşir.

Şimdilik bu kadar yeter gibi. Yakınlarda görüşmek üzere :)

Video

P!nk – Try

6 Mar

‘Başarılı’ dediğimiz cinsten.
Çok çalışıldığı belli.

Gel de Ağlama.

28 Oca
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.